8.25.2010
6.07.2010
halo.
bir eğitim öğretim yılının daha sonuna gelmemizi, sanki tüm yıl kendimizi paralamışcasına, şenliklerle kutladık. beş gün süren akademi fest iyiydi, hoştu ama bütçeyi feci halde sarstı. yine de bandista olsun, yasemin mori olsun, selim sesler olsun, trockya blues olsun, efendime söyleyim bir yolda olsun pek eğlenceli, pek güzeldi. çarşamba günü rıhtımın o donduru soğuğunu yiyip hasta olmak, son gün kapanışı kaçırmak, dahası gevende'yi dinleyememekse ızdırap vericiydi. velhasıl kelam yorucu ama güzel günler idi. ne derler forumlarda; emeğine sağlık, + rep.(öf)
tabii bu katılabildiğim üç günün arkadaşlarla bir arada geçmesi eğlence faktöründe büyük miktarda önem teşkil ediyordu. bu resmiyetime pek de anlam veremedim aslında şu anda. neyse.
ayrıca bi' bulmaca olaydı da çözeydim. canım fena bulmaca çekiyor.
adiyos panço.
tabii bu katılabildiğim üç günün arkadaşlarla bir arada geçmesi eğlence faktöründe büyük miktarda önem teşkil ediyordu. bu resmiyetime pek de anlam veremedim aslında şu anda. neyse.
ayrıca bi' bulmaca olaydı da çözeydim. canım fena bulmaca çekiyor.
adiyos panço.
Etiketler:
arkadaşlar,
bulmaca,
dostlar,
eğlenceler,
içki,
mokul,
müzik,
okul,
yorgunluklar
4.09.2010
.nokta.
anlayamıyorum. sıkılıyorum. kendime binbir türlü dert mi üretiyorum? olabilir. olmayabilir de. zaten önemli olan olup olmaması da değil, hissettirdikleri.
anlatamıyorum.
anlatamıyorum.
4.02.2010
gevezelik bunlar.

msgsü otomasyonu bana sağlam bi' kazık attı.
üniversite hayatımda yalnızca bir tane A notuna sahibim. bu dönem hayatımdaki ikinci A'yı kesinlikle alırım derken, modern mantığı iki kere seçmiş olmama rağmen otomasyon silmiş atmış! inanılmaz ama gerçek. zorunlu dersimle aynı saatte göründüğü için direkt olarak zorunluyu algılıyormuş otomasyonun kuş beyni. şimdi ben o kadar modern mantık çalıştığıma mı yanayım, sınav günü okula gidip sınava girmeme gerek olmadığını anladığıma mı yanayım yoksa üniversite tarihimdeki ikinci A için bir sene daha beklemem gerektiğine mi? bi' de mantığı öyle bir bağrıma bastım ki çalıştığım süre boyunca, yüksek lisansı olsa, üşenmem hayvanlar gibi çalışır, girerim diyordum, o derece.
artık kısmetse seneye. kısmet. evet.
sevgili gregory house'dan sonra james wilson da rüyalarıma girer oldu. bu aralar bilinçaltımın coşkunluğuna hakikaten anlam veremiyorum. ayrıca sevgili bilinçaltım seçimlerini hep televizyon dünyasından yapıyor nedense. önce kendi evimde akrabalarıma levent üzümcü ile birlikte tabildotla yemek dağıtıyordum. sonra golf oynamamı ve hülya avşar'ın adını bir golf sahasındaki su birikintisine koymayı uygun gördü bilinçaltım. ardından bulaşık makinesinde pasta yaptım ve türkan şoray benim esnaf arkadaşımdı. gregory house ve james wilson artık bilinçaltımın dünya televizyon dünyasına açılmaya karar verdiğinin bir göstergesi gibi sanıyorum. biraz korkutucu gibi sanki.
konusu gelmişken house da bitti. şimdi kendimi ciddi bi' boşlukta hissedebilirim işte.
bu arada yıllar sonra gizem ve aslı'yla buluşup harika bir gece geçiriyorum derken, gecenin sonunda gözüme yumruk yedim. bildiğin yumruk. bir kavganın bizim oturduğumuz masaya kadar gelmesi bile şansızlığın daniskasıyken onca kalabalık içinde yumruğun bana gelmesi, artık şans konularında kendimle ilgili yorum dahi yapmanın anlamsız olduğunu gösterdi bana. bi' kaç gün gözüm şiş, ardından bi' kaç gün de gözüm mor/yeşil/sarı gezdim. neticede geçti elbet ve ben artık yumruk yemiş son derece kuul bi' insanım.
her ne kadar bana isabet etmesi amaçlanan bi' yumruk olmasa da.
şimdi bayım uykuda. benim de bu gevezeliği bu kadar uzatmamın sebebi sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırmam zaten. kitabım yanımda değil. bu arada bi' başkasına başlayamam. sınavlar da bitti. ders de çalışamam. (sıkıntıdan ders çalışmayı düşünmek durumun vahimliğini gözler önüne seriyor adeta)
ne biçim bi' boşlukta kalmaktır bu yahu?!
3.15.2010
ne varsa eskilerde var.

natalie wood eski hollywood filmlerinde en beğendiğim kadın. babam da beğenirmiş çok, benim de beğendiğimi öğrenince nedense çok hoşuna gittmişti, bi' gururlanmıştı benimle. olsun, benim de hoşuma gitmişti bu konuda olsa dahi gururlanması. listesini yaptım, tüm filmlerini izleyeceğim. daha üç tanesini izledim ama olsun. başlamak bitirmenin yarısı neticede. ayrıca da rebel without a cause ve west side stroy'i izlerken bi' hayli zorlandım. rebel without a cause filminde sebepsiz problemli gençler, hayatla sorunları var efendim ama sorunun ne olduğunu bilmiyorlar. sonunu zor getirdim, evet, utanarak söylüyorum, neticede bahsettiğim iki filme de kült denir ya, ne bileyim, sarmadı beni. dönemin gençlerinin ruh halini anlatmaksa eğer, tamam, anladım. ama bilemedim, sıkıldım işte. west side story daha bi' hoşuma gitti, sanıyorum o da benim müzikallere tutkunluğumla alakalı.
neyse ben bunları neden yazdım, çünkü canım istedi.
Etiketler:
eski,
natalie wood,
rebel without a cause,
west side story
3.14.2010
efendim sağ ayakla girmek son derece mühimdir.

çok gerekliymiş gibi teknolojinin nimetlerini elimden geldiğince sömürmeye devam ediyorum. halbuki bu sırada otur, iki gıdım bi' şey öğren, yararlı bi' şeyler yap, değil mi?
yok.
kendimi meşgul edecek abuk subuk şeyler buluyorum, sonra da bu bulduğum şeylerle geçirdiğim vakte acıyorum, pişmanlık duyuyorum delicesine.
dostum senin problemin ne?
aslında yaz gelse, şöyle kelebekler vadisi'de upuzun bi' tatil yapsam. içsem, okusam, müziklere doysam, bildiğin ruhum temizlense. yanımda da bayım olsa. belki bi'kaç arkadaş. tadından yenmeyecek durumlardır bunlar.
her sene bu planı yapıp yine her sene gerçekleştiremiyoruz. bu sene buna izin vermeyeceğim. bu konuda fazlasıyla yaralı ve ciddiyim.
neyse, buraya da geldim neticede. bakalım. bazı şeyler kader, kısmet, alın yazısı gibi metafizik hedelerle dolu ne de olsa. ne diyorum?
benden bu kadar.
bitti efendim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
