8.31.2011
sosyal mecralar.
bu sosyal paylaşım mecraları iyi hoş da, insanlar bunlara dahil oldu mu çok enteresan bir hal alıyor. twitter en yaygı olanı ve ünlü -bu lafın da ayrı hastasıyım, o ne demekse- kimselere ulaşma konusunda takdir edersiniz ki en kolay yol. ben de gerek siyasetçiler olsun, gerek sanatçılar olsun bir kısmını takip ediyorum. ancak bir tülü kafamın basmadığı şey, sıradan -bu tabirin tam da yerinde olmadığının farkındayım- senin benim gibi insanların, twitter'ın gazına gelip, meşhur kimselere kanka muamelesi yapması. evet, kanka. bilhassa böyle yazdım. sakın üzerime gelmeyin bu konuda. neyse. bu insanları ıslak odunla dövesim geliyor. çok ciddiyim. kimileri mütemadiyen bir ayar peşinde. kimileriyse insanların muhabbetlerini retweet ediyor falan. hacı sen nasıl bir kafadasın. misal, şunu retweet etmenin alemi ne, "@zamazingo iyidir ya, yuvarlanıp gidiyoruz işte" cidden kafalar çok güzel, kafalar on numara. kimisi internetten aldığı gazla -reel değil ya, ver gazı- ona buna, sanki 5830 senelik tanıdığıymışcasına laf çakıyor. ama öyle seviyeli -bayılırım seviyeli denmesine- falan değil, küfür, kıyamet hak getire. bir diğer grup da o malum meşhur kimselere mütemadiyen, durdurulamaz bir şekilde cevap veriyor. bunu özellikle hemcinslerim yapıyor. adam/kadın kendi kendine bir şeyler yazmış, bizimkisi onunla çok yakın ya, dakika geçmiyor, adamın/kadının yazdığına cevap atıyor. yahu bu insan seni tanımıyor. şunu bir kabullen. yaptığın komik, acınası. çok ciddiyim, acınası buluyorum. -bunu tartışma meselelerinden ayrı tutuyorum. onu da ekleyeyim. nitekim tartışma dediğimiz şey işteş olup karşılıklı yapılır- bana da bunlar dert oluyor sonra. çünkü öylesine boş, öylesine beleş bir insanım. bunu da niye yazdığımın zerre farkında değilim.
7.22.2011
7.19.2011
bir garip mısır.
uçak yolculuğundaki o aramalar, kontroller beni o kadar gerdi ki, dönüş için otobüs bileti aldım. iyi de on üç saat yolculuk insan işi değil o ayrı. bu anlamsız hareketimi gergin insan olmama borçluyum. ne pis huylarım varmış ulan! artık o on üç saatte kaç kitap ve film biter bilemiyorum. hayır bir de otobüs yolculuğunda pek uyumayangillerdenim. belki diyorum uzun yol beni bir başka insan yapar, bir sarsılır kendime gelirim. bu dediğine sen inanıyor musun derseniz tabii ki hayır. ama her şeyin başı kader, kısmet, alın yazısı.
bir de heyecan var tabii biraz.
yalnızlıktan da nasıl saçmalayacağımı şaşırdım. haydi hayırlısı.
bir de heyecan var tabii biraz.
yalnızlıktan da nasıl saçmalayacağımı şaşırdım. haydi hayırlısı.
7.18.2011
7.17.2011
hoppala.
insan bazen öyle bir çıkmaza düşüyor ki. nedense bu konuda da hep özne oluyorum. özne olmak iyi değil a dostlar.
güzel insanlar. gecenin işçileri. ama iyi anlamda, yazarın dediğinden farklı anlamda. bu nedenle gecenin işçilerinden hoşlanıyorum.
neyse. sakin olmakta yarar var. çünkü babaların sözü hep dinlenir bizim buralarda.
güzel insanlar. gecenin işçileri. ama iyi anlamda, yazarın dediğinden farklı anlamda. bu nedenle gecenin işçilerinden hoşlanıyorum.
neyse. sakin olmakta yarar var. çünkü babaların sözü hep dinlenir bizim buralarda.
7.14.2011
twitter gençliği çok acayip.
bir kısmı var, sürekli bomba olacak laflar üretmeye çalışıyor ve bariz bir şekilde komik duruma düşüyor. kimisi gündemle alakalı ona buna laf sokuyor. vay efendim şu gündemde bu konuşulur muymuş, iyi uykular türkiye'ymiş falan filan. vay arkadaş! ne manyak çıktınız siz ya. sana ne arkadaşım. sen gündemle ilgili sosyal mesaj içeren bir şeyler yazmak istiyorsan kimse seni tutmuyor da ona buna sataşmanın alemi ne? illa ki belli bir konuyla ilgili haberleri almak istiyorsan, search kısmına yazıyorsun ve onlar geliyor. ha, ben tüm takip ettiğim insanlar benim gibi olsun ve benimle aynı şeyi yazsın istiyorum diyorsan da takip etme diğerlerini. bu kadar basit hacı.
bayılıyorsunuz millete laf sokmaya. tiksindim ulan hepinizden!
bayılıyorsunuz millete laf sokmaya. tiksindim ulan hepinizden!
7.13.2011
6.16.2011
klip dediğin.
Leyla ile Mecnun - Klip - Bu Kıza Kadar cramify
bu diziyi nasıl bi' kafayla çekiyorsunuz hacı siz? adamsınız ulan!
5.20.2011
ben de dizi izliyorum. nedir yani?
şu hayatta az dizi izleme gibi bir prensibim var.
"manyak mısın, ne ayak?" falan demeyin. birincisi ayıp, ikincisi kendimce mantıklı bir sebebim var herhalde. efendim, ben acayip saçma bir insanım. eğer ki bir diziye takıldıysam, yemiyor, içmiyor, uyumuyor onu izliyorum. tamam, yiyorum ve içiyorum, o kadar da değil ama bildiğin uyumuyorum. sonra dışarı da çıkamıyorum. hayattaki tek emelim o dizinin diğer bölümlerini bir çırpıda izleyip, eğer mümkünse, dizi üzerine bin bir araştırma yapıp hatim indirmek oluyor. mesela ne vardı, dünyayı kasıp kavurdu: lost. on gün evden çıkmadım ben o dizi için. on günde üç mü dört mü, işte o kadar sezonu izledim. sabah onlarda yattım, gece onlarda kalktım. -evet, on iki saat uyuyabilen bir bünyem var, nedir yani?- ne oldu? hiç. son iki sezonu izlemedim bile. ama neden izlemedim? çünkü, doğal olarak, sezon finali yaptı dizi. bende her şey o yaz bitti. daha da izlemedim. böyle de saçma sapan bir insanım.
işte bu yüzden, üç tane dizim var şu an yayınlanmakta olan, onlardan başkasına bulaşmamaya gayret ediyorum. mad men, how i met your mother ve house. geçenlerden fringe izledim mecburiyetten, sevecek oldum, ödüm koptu yeminle. "yok ya, çok da şey değil, amaan" falan diye geçiştirdim. başka çarem yok çünkü. mesele sadece şu an yayında olan dizilerle de bitmiyor ki. günümüzde teknolojinin nimetlerinden fena halde faydalanabiliyoruz. google'a yaz "hede hödö hd izle" milyonlarca alternatif çıkıyor. hatta "hd"yi kaldır, daha da çok çıkıyor. bir de eskilere -yazar burada eski dizileri kastediyor- takılıyorum sonra. o hiç olmuyor işte. ay nasıl uzatıyor, nasıl sevimsizleştiriyorum yazdıklarımı. bu saatten sonra da geri dönemem. aman, neyse.
benim asıl diyeceğim, bambaşka bir diziyle ilgiliydi. yerli dizilerle pek aram yok aslında. kayda değer bir yapım bulmak da zor artık. ama bir gün evde yayılmışken, "leyle ile mecnun" diye, trt 1'de, bir diziye denk geldim. hafta içi, herhangi bir sabah olduğundan kadın programlarından başka da alternatifim yoktu. iyi ki de yokmuş! izliyorum diziyi, böyle bir absürtlük, böyle bir "bu kadar da olmaz" denilecek saçma sapan komiklikler, şakalar olamaz! oturduğum koltuktan düşeceğim gülmekten. o derece. oyunculuklar desen, çok iyi, öyle sadece iyi değil, deli gibi iyi. "şu karakteri en çok sevdim" diyemedim bile. hepsinin çok değişik, çok özgün, çok tatlı karakteri.neyse. ilk bölümüne denk gelmişim tesadüfen. bölüm bitti. yönetmen onur ünlü yazdı. aha dedim, başka biri olamazdı zaten. o kadar şaşırmadım ki o kadar olur! onur ünlü'nün filmlerini de pek severim ben zaten.
velhasıl kelam, şimdi bir de bu çıktı başıma. birkaç aydır yeni bölümü çıksın diye iple çekiyorum dizinin yayınlanacağı gün ve saati. ve o kadar korkuyorum ki yayından kaldıracaklar diye, bir dizi için bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum yani. demem odur ki, benim bunca gevezeliğimin nedeni aslında "şuraya da çiziktireyim de bir gören olur, bir iki kişiye daha yayılır belki dizi, böylece hep sürer, hiç bitmez." bir şey değil, online dizi sitelerinde, yayınlanan bölümünün altına "çok güzel bir film", "şu ismail'e bayılıyorum ya:D", "öldüm gülmekten", "mecnun çok yakışıklı bence" falan diye yorum yapmaya başlayacağım en sonunda.
öf, işte izleyin lan şu diziyi! bak, çok güleceksiniz ya! allah aşkına, bak, allahın adını veriyorum!
not: dizi çarşamba akşamları, saat 22.15'te trt 1'de yayınlanıyor. onu da şeyedeyim de yanlış olmasın.
haydin eyvallah.
"manyak mısın, ne ayak?" falan demeyin. birincisi ayıp, ikincisi kendimce mantıklı bir sebebim var herhalde. efendim, ben acayip saçma bir insanım. eğer ki bir diziye takıldıysam, yemiyor, içmiyor, uyumuyor onu izliyorum. tamam, yiyorum ve içiyorum, o kadar da değil ama bildiğin uyumuyorum. sonra dışarı da çıkamıyorum. hayattaki tek emelim o dizinin diğer bölümlerini bir çırpıda izleyip, eğer mümkünse, dizi üzerine bin bir araştırma yapıp hatim indirmek oluyor. mesela ne vardı, dünyayı kasıp kavurdu: lost. on gün evden çıkmadım ben o dizi için. on günde üç mü dört mü, işte o kadar sezonu izledim. sabah onlarda yattım, gece onlarda kalktım. -evet, on iki saat uyuyabilen bir bünyem var, nedir yani?- ne oldu? hiç. son iki sezonu izlemedim bile. ama neden izlemedim? çünkü, doğal olarak, sezon finali yaptı dizi. bende her şey o yaz bitti. daha da izlemedim. böyle de saçma sapan bir insanım.
işte bu yüzden, üç tane dizim var şu an yayınlanmakta olan, onlardan başkasına bulaşmamaya gayret ediyorum. mad men, how i met your mother ve house. geçenlerden fringe izledim mecburiyetten, sevecek oldum, ödüm koptu yeminle. "yok ya, çok da şey değil, amaan" falan diye geçiştirdim. başka çarem yok çünkü. mesele sadece şu an yayında olan dizilerle de bitmiyor ki. günümüzde teknolojinin nimetlerinden fena halde faydalanabiliyoruz. google'a yaz "hede hödö hd izle" milyonlarca alternatif çıkıyor. hatta "hd"yi kaldır, daha da çok çıkıyor. bir de eskilere -yazar burada eski dizileri kastediyor- takılıyorum sonra. o hiç olmuyor işte. ay nasıl uzatıyor, nasıl sevimsizleştiriyorum yazdıklarımı. bu saatten sonra da geri dönemem. aman, neyse.
benim asıl diyeceğim, bambaşka bir diziyle ilgiliydi. yerli dizilerle pek aram yok aslında. kayda değer bir yapım bulmak da zor artık. ama bir gün evde yayılmışken, "leyle ile mecnun" diye, trt 1'de, bir diziye denk geldim. hafta içi, herhangi bir sabah olduğundan kadın programlarından başka da alternatifim yoktu. iyi ki de yokmuş! izliyorum diziyi, böyle bir absürtlük, böyle bir "bu kadar da olmaz" denilecek saçma sapan komiklikler, şakalar olamaz! oturduğum koltuktan düşeceğim gülmekten. o derece. oyunculuklar desen, çok iyi, öyle sadece iyi değil, deli gibi iyi. "şu karakteri en çok sevdim" diyemedim bile. hepsinin çok değişik, çok özgün, çok tatlı karakteri.neyse. ilk bölümüne denk gelmişim tesadüfen. bölüm bitti. yönetmen onur ünlü yazdı. aha dedim, başka biri olamazdı zaten. o kadar şaşırmadım ki o kadar olur! onur ünlü'nün filmlerini de pek severim ben zaten.
velhasıl kelam, şimdi bir de bu çıktı başıma. birkaç aydır yeni bölümü çıksın diye iple çekiyorum dizinin yayınlanacağı gün ve saati. ve o kadar korkuyorum ki yayından kaldıracaklar diye, bir dizi için bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum yani. demem odur ki, benim bunca gevezeliğimin nedeni aslında "şuraya da çiziktireyim de bir gören olur, bir iki kişiye daha yayılır belki dizi, böylece hep sürer, hiç bitmez." bir şey değil, online dizi sitelerinde, yayınlanan bölümünün altına "çok güzel bir film", "şu ismail'e bayılıyorum ya:D", "öldüm gülmekten", "mecnun çok yakışıklı bence" falan diye yorum yapmaya başlayacağım en sonunda.
öf, işte izleyin lan şu diziyi! bak, çok güleceksiniz ya! allah aşkına, bak, allahın adını veriyorum!
not: dizi çarşamba akşamları, saat 22.15'te trt 1'de yayınlanıyor. onu da şeyedeyim de yanlış olmasın.
haydin eyvallah.
5.15.2011
sinir harbi.
kimseye tahammül edemeyengillerdenim ben.
sokakta yürürken birine tekme tokat girişeceğim günler yakındır. ya ben çekilmez, aksi bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum ya da insanlar beni illet etmek, en ufak bir açığımda üzerime çullanmak için hazır ve nazır bir vaziyette bekliyor. bunların ikisi de geçerli değilse o halde ben gıcık bir insan izlenimi çiziyor olmalıyım ki bu kadar üzerime gelsin insanlar. ama ben girdiği her bakkala "merhaba", "kolay gelsin" diyen insanım. "hayırlı işler" demekten korkmam mesela. ya da dolmuşta para uzatılıyorsa şoföre iletmem için, buna surat yapmam, para üzerini verirken "teşekkür"lere "rica ederek" karşılık veririm. eğer dolmuşa benden sonra bir binen oluyorsa mümkün olduğunca kenara kayar, yeni gelen insanın rahat oturmasını sağlarım, bacaklarımı da öküzlemesine açmam. güleryüzlüyümdür. sokakta kimseyi germem, şeker gibi insanımdır kamusal alanda, anlatabiliyor muyum? o zaman neye, kime bu öfke be insanlar? yemin ediyorum ağız burun girişeceğim size şu ufacık halimle bir gün. sonra gazetelerde "cinnet geçiren üniversite öğrencisi oholey (22) dehşet saçtı!" diye kepaze olacağım.
bakın, lütfen diyorum ey insanlar, lütfen üzerime gelmeyin ulan!
sokakta yürürken birine tekme tokat girişeceğim günler yakındır. ya ben çekilmez, aksi bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum ya da insanlar beni illet etmek, en ufak bir açığımda üzerime çullanmak için hazır ve nazır bir vaziyette bekliyor. bunların ikisi de geçerli değilse o halde ben gıcık bir insan izlenimi çiziyor olmalıyım ki bu kadar üzerime gelsin insanlar. ama ben girdiği her bakkala "merhaba", "kolay gelsin" diyen insanım. "hayırlı işler" demekten korkmam mesela. ya da dolmuşta para uzatılıyorsa şoföre iletmem için, buna surat yapmam, para üzerini verirken "teşekkür"lere "rica ederek" karşılık veririm. eğer dolmuşa benden sonra bir binen oluyorsa mümkün olduğunca kenara kayar, yeni gelen insanın rahat oturmasını sağlarım, bacaklarımı da öküzlemesine açmam. güleryüzlüyümdür. sokakta kimseyi germem, şeker gibi insanımdır kamusal alanda, anlatabiliyor muyum? o zaman neye, kime bu öfke be insanlar? yemin ediyorum ağız burun girişeceğim size şu ufacık halimle bir gün. sonra gazetelerde "cinnet geçiren üniversite öğrencisi oholey (22) dehşet saçtı!" diye kepaze olacağım.
bakın, lütfen diyorum ey insanlar, lütfen üzerime gelmeyin ulan!
internetime dokunma!
8.25.2010
6.07.2010
halo.
bir eğitim öğretim yılının daha sonuna gelmemizi, sanki tüm yıl kendimizi paralamışcasına, şenliklerle kutladık. beş gün süren akademi fest iyiydi, hoştu ama bütçeyi feci halde sarstı. yine de bandista olsun, yasemin mori olsun, selim sesler olsun, trockya blues olsun, efendime söyleyim bir yolda olsun pek eğlenceli, pek güzeldi. çarşamba günü rıhtımın o donduru soğuğunu yiyip hasta olmak, son gün kapanışı kaçırmak, dahası gevende'yi dinleyememekse ızdırap vericiydi. velhasıl kelam yorucu ama güzel günler idi. ne derler forumlarda; emeğine sağlık, + rep.(öf)
tabii bu katılabildiğim üç günün arkadaşlarla bir arada geçmesi eğlence faktöründe büyük miktarda önem teşkil ediyordu. bu resmiyetime pek de anlam veremedim aslında şu anda. neyse.
ayrıca bi' bulmaca olaydı da çözeydim. canım fena bulmaca çekiyor.
adiyos panço.
tabii bu katılabildiğim üç günün arkadaşlarla bir arada geçmesi eğlence faktöründe büyük miktarda önem teşkil ediyordu. bu resmiyetime pek de anlam veremedim aslında şu anda. neyse.
ayrıca bi' bulmaca olaydı da çözeydim. canım fena bulmaca çekiyor.
adiyos panço.
Etiketler:
arkadaşlar,
bulmaca,
dostlar,
eğlenceler,
içki,
mokul,
müzik,
okul,
yorgunluklar
4.09.2010
.nokta.
anlayamıyorum. sıkılıyorum. kendime binbir türlü dert mi üretiyorum? olabilir. olmayabilir de. zaten önemli olan olup olmaması da değil, hissettirdikleri.
anlatamıyorum.
anlatamıyorum.
4.02.2010
gevezelik bunlar.

msgsü otomasyonu bana sağlam bi' kazık attı.
üniversite hayatımda yalnızca bir tane A notuna sahibim. bu dönem hayatımdaki ikinci A'yı kesinlikle alırım derken, modern mantığı iki kere seçmiş olmama rağmen otomasyon silmiş atmış! inanılmaz ama gerçek. zorunlu dersimle aynı saatte göründüğü için direkt olarak zorunluyu algılıyormuş otomasyonun kuş beyni. şimdi ben o kadar modern mantık çalıştığıma mı yanayım, sınav günü okula gidip sınava girmeme gerek olmadığını anladığıma mı yanayım yoksa üniversite tarihimdeki ikinci A için bir sene daha beklemem gerektiğine mi? bi' de mantığı öyle bir bağrıma bastım ki çalıştığım süre boyunca, yüksek lisansı olsa, üşenmem hayvanlar gibi çalışır, girerim diyordum, o derece.
artık kısmetse seneye. kısmet. evet.
sevgili gregory house'dan sonra james wilson da rüyalarıma girer oldu. bu aralar bilinçaltımın coşkunluğuna hakikaten anlam veremiyorum. ayrıca sevgili bilinçaltım seçimlerini hep televizyon dünyasından yapıyor nedense. önce kendi evimde akrabalarıma levent üzümcü ile birlikte tabildotla yemek dağıtıyordum. sonra golf oynamamı ve hülya avşar'ın adını bir golf sahasındaki su birikintisine koymayı uygun gördü bilinçaltım. ardından bulaşık makinesinde pasta yaptım ve türkan şoray benim esnaf arkadaşımdı. gregory house ve james wilson artık bilinçaltımın dünya televizyon dünyasına açılmaya karar verdiğinin bir göstergesi gibi sanıyorum. biraz korkutucu gibi sanki.
konusu gelmişken house da bitti. şimdi kendimi ciddi bi' boşlukta hissedebilirim işte.
bu arada yıllar sonra gizem ve aslı'yla buluşup harika bir gece geçiriyorum derken, gecenin sonunda gözüme yumruk yedim. bildiğin yumruk. bir kavganın bizim oturduğumuz masaya kadar gelmesi bile şansızlığın daniskasıyken onca kalabalık içinde yumruğun bana gelmesi, artık şans konularında kendimle ilgili yorum dahi yapmanın anlamsız olduğunu gösterdi bana. bi' kaç gün gözüm şiş, ardından bi' kaç gün de gözüm mor/yeşil/sarı gezdim. neticede geçti elbet ve ben artık yumruk yemiş son derece kuul bi' insanım.
her ne kadar bana isabet etmesi amaçlanan bi' yumruk olmasa da.
şimdi bayım uykuda. benim de bu gevezeliği bu kadar uzatmamın sebebi sıkıntıdan ne yapacağımı şaşırmam zaten. kitabım yanımda değil. bu arada bi' başkasına başlayamam. sınavlar da bitti. ders de çalışamam. (sıkıntıdan ders çalışmayı düşünmek durumun vahimliğini gözler önüne seriyor adeta)
ne biçim bi' boşlukta kalmaktır bu yahu?!
3.15.2010
ne varsa eskilerde var.

natalie wood eski hollywood filmlerinde en beğendiğim kadın. babam da beğenirmiş çok, benim de beğendiğimi öğrenince nedense çok hoşuna gittmişti, bi' gururlanmıştı benimle. olsun, benim de hoşuma gitmişti bu konuda olsa dahi gururlanması. listesini yaptım, tüm filmlerini izleyeceğim. daha üç tanesini izledim ama olsun. başlamak bitirmenin yarısı neticede. ayrıca da rebel without a cause ve west side stroy'i izlerken bi' hayli zorlandım. rebel without a cause filminde sebepsiz problemli gençler, hayatla sorunları var efendim ama sorunun ne olduğunu bilmiyorlar. sonunu zor getirdim, evet, utanarak söylüyorum, neticede bahsettiğim iki filme de kült denir ya, ne bileyim, sarmadı beni. dönemin gençlerinin ruh halini anlatmaksa eğer, tamam, anladım. ama bilemedim, sıkıldım işte. west side story daha bi' hoşuma gitti, sanıyorum o da benim müzikallere tutkunluğumla alakalı.
neyse ben bunları neden yazdım, çünkü canım istedi.
Etiketler:
eski,
natalie wood,
rebel without a cause,
west side story
3.14.2010
efendim sağ ayakla girmek son derece mühimdir.

çok gerekliymiş gibi teknolojinin nimetlerini elimden geldiğince sömürmeye devam ediyorum. halbuki bu sırada otur, iki gıdım bi' şey öğren, yararlı bi' şeyler yap, değil mi?
yok.
kendimi meşgul edecek abuk subuk şeyler buluyorum, sonra da bu bulduğum şeylerle geçirdiğim vakte acıyorum, pişmanlık duyuyorum delicesine.
dostum senin problemin ne?
aslında yaz gelse, şöyle kelebekler vadisi'de upuzun bi' tatil yapsam. içsem, okusam, müziklere doysam, bildiğin ruhum temizlense. yanımda da bayım olsa. belki bi'kaç arkadaş. tadından yenmeyecek durumlardır bunlar.
her sene bu planı yapıp yine her sene gerçekleştiremiyoruz. bu sene buna izin vermeyeceğim. bu konuda fazlasıyla yaralı ve ciddiyim.
neyse, buraya da geldim neticede. bakalım. bazı şeyler kader, kısmet, alın yazısı gibi metafizik hedelerle dolu ne de olsa. ne diyorum?
benden bu kadar.
bitti efendim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

